Keban Barajı Yapay mı? Bir Yolculuğun İçinde Kaybolan Cevap
Değerli Jardineden takipçileri, bu yazımızda “Keban Barajı yapay mı” ile ilgili sık sorulan soruları yanıtlıyoruz.
Kayseri’den başlayan iç yolculuk
Kayseri’de yaşayan 25 yaşında biriyim. Günlerimin çoğu sıradan geçiyor gibi görünse de içimde hiç susmayan bir merak var. Bir şeyleri anlamaya çalışırken sadece bilgiye değil, hislere de tutunuyorum. Özellikle suyla ilgili yerler beni tuhaf şekilde etkiliyor. Bir nehir, bir göl ya da devasa bir baraj gördüğümde içimde hem huzur hem de açıklayamadığım bir hüzün beliriyor.
Bir gün defterimin kenarına şu soruyu yazdım: “Keban Barajı yapay mı?”
O an aslında sadece teknik bir cevap aramıyordum. İçimde büyüyen başka bir şey vardı. İnsan eliyle değiştirilen doğa, yönü değiştirilmiş bir nehir ve bunun içinde kaybolan duygularım…
Yola çıkış: içimde biriken su gibi
Bir hafta sonu, hiç plan yapmadan Elazığ’a gitmeye karar verdim. Otobüs camından dışarı bakarken Kayseri’nin sert rüzgârı geride kalıyordu. Yol uzadıkça içimdeki düşünceler de büyüyordu.
Kendi kendime sürekli aynı soruyu tekrarlıyordum: Keban Barajı yapay mı? Bunu bilmek neden bu kadar önemliydi, emin değildim. Ama içimde bir şey, cevabı görmeden rahat etmeyeceğimi söylüyordu.
Yol boyunca defterimi açıp kapattım. Bir şey yazdım, sildim. Sonra sadece dışarı baktım. Dağlar, vadiler, kurak topraklar… Her şey sanki bir hikâyenin parçasıydı ama ben henüz başını bulamamıştım.
Baraja ilk bakış: sessizliğin ağırlığı
Keban Barajı’na ilk kez uzaktan baktığımda hissettiğim şey kelimelerle anlatılacak gibi değildi. Devasa bir su kütlesi, dağların arasına sıkışmış bir göl gibi duruyordu. Ama aynı zamanda sanki bir insanın kararıyla oraya yerleştirilmiş dev bir sınır gibiydi.
Rüzgâr yüzüme vururken içimde garip bir boşluk oluştu. Suya bakarken huzur bulmam gerekirken, tam tersi bir duygu içimi kapladı. Sanki doğa kendi halindeyken daha dürüsttü, ama şimdi burada bir “müdahale” hissediliyordu.
O an tekrar sordum kendime: Keban Barajı yapay mı?
Cevap evet gibi görünüyordu ama bu “evet” bana basit bir bilgi gibi gelmedi. Sanki bir şeyin kaderine dokunulmuş gibi hissettim.
Suya yaklaşmak: çocuklukla yüzleşmek
Barajın kenarına doğru yürürken çocukluğumu hatırladım. Kayseri’de yaz aylarında suya bakmayı çok severdim. Küçük bir dere bile beni saatlerce düşündürebilirdi. Su akarken içimde bir şeylerin de akıp gittiğini hissederdim.
Ama burada su akmıyordu. En azından benim anladığım şekilde akmıyordu. Büyük, sabit ve kontrol altına alınmıştı.
Bir banka oturdum. Defterimi açtım ama yazmadım. Sadece düşündüm.
İnsan eliyle yapılan şeylerin doğayı nasıl değiştirdiğini ilk kez bu kadar net hissettim. Baraj sadece beton ve su değildi; aynı zamanda bir kararın, bir planın ve bir müdahalenin sonucuydu.
Ve tekrar içimden aynı soru geçti: Keban Barajı yapay mı?
Bu kez cevabı daha ağır hissettim.
Geceye doğru: ışıklar ve iç hesaplaşma
Gün batarken barajın yüzeyi farklı bir renge büründü. Güneş suyun üzerinde kırılırken sanki gökyüzü ikiye bölünüyordu. Bir taraf doğal, bir taraf insan eliyle şekillendirilmiş gibi.
O an içimde bir hayal kırıklığı yükseldi. Çünkü güzellik ile müdahale arasındaki çizgi sandığımdan daha inceydi. Barajı izlerken hem hayranlık duydum hem de bir şeylerin eksildiğini hissettim.
Bir bankta otururken yanımdan geçen bir çiftin konuşmasına kulak misafiri oldum. “Elektrik üretiyor, hayatı kolaylaştırıyor” dediler. Başımı salladım ama içimdeki soru bitmedi.
Kendi kendime düşündüm: Belki de mesele yapay olup olmaması değildi. Belki mesele, bunun bizde bıraktığı izdi.
Ama yine de soruyu zihnimden silemedim: Keban Barajı yapay mı?
Gece yalnızlığı ve suyun sesi
Gece olunca barajın çevresi daha da sessizleşti. Su karanlıkta daha derin görünüyordu. Sanki içine bakınca sadece yansıma değil, düşünceler de geri dönüyordu.
O an defterime ilk kez uzun bir şey yazdım. Kelimeler aceleyle döküldü:
“İnsan dokunduğunda her şey değişiyor. Su bile başka bir şey oluyor. Ben de değişiyorum.”
Bu cümleyi yazarken içimde hem bir rahatlama hem de bir kırılma vardı. Çünkü fark ettim ki bu yolculuk sadece bir barajı görmek için değildi. Kendime de bakıyordum.
Geçmişin sesi: suyun hatırlattıkları
Barajın kenarında otururken annemin anlattığı eski hikâyeler aklıma geldi. Küçükken köylerde suyun ne kadar değerli olduğunu, insanların bir damla için bile dua ettiğini anlatırdı.
Şimdi ise önümde devasa bir su kütlesi vardı. İnsan eliyle tutulmuş, yönlendirilmiş, biriktirilmiş.
Bu düşünce içimde bir çelişki yarattı. Bir yanım bunun bir başarı olduğunu söylüyordu. Diğer yanım ise doğanın sessizliğinin bozulduğunu hissediyordu.
Ve yine aynı soru zihnime geri döndü: Keban Barajı yapay mı?
Bu kez cevabın teknik değil, duygusal olduğunu anladım.
Sabah ışığında dönüş: içimde kalan boşluk
Ertesi sabah barajın üzerine sis çökmüştü. Su ile gökyüzü birbirine karışmış gibiydi. Bir an nerede olduğumu unuttum.
Dönüş yoluna çıkmadan önce son kez suya baktım. İçimde garip bir hafiflik vardı. Sanki bir şeyi anlamış ama tam olarak adlandıramamıştım.
Evet, baraj insan eliyle yapılmıştı. Ama asıl mesele bunun “yapay” olup olmadığı değildi. Asıl mesele, insanın doğayla kurduğu ilişkiydi.
Bu düşünceyle otobüse bindim.
İçimde kalan soru
Kayseri’ye geri dönerken camdan dışarı baktım. Yol aynıydı ama ben aynı değildim. İçimde bir şey genişlemişti.
Defterimin son sayfasına sadece şunu yazdım:
“Keban Barajı yapay mı?”
Ve altına hiçbir cevap eklemedim.
Bu içeriğimizin sonuna geldik. Jardineden olarak “Keban Barajı yapay mı” hakkındaki sorularınızı yorumlarda paylaşabilirsiniz.
Okumaya Değer: KDV 2'yi kim verir ?