İzmir’de yaşamak bazen insanı ikiye bölüyor: bir tarafın sahilde kahve içip “hayat güzel ya” diyor, diğer tarafın da Basmane’de kalabalığın içinde “ben ne okuyordum ya?” diye düşünüyorsun. Ben genelde ikinci taraftayım. Ama elimde bir kitap varsa işler değişiyor; en azından kendimi “daha düzenli bir insan” gibi kandırabiliyorum.
Geçen gün arkadaşlarla Kıbrıs Şehitleri’nde otururken konu yine döndü dolaştı kitaplara geldi. Masada biri “ben sadece kişisel gelişim okuyorum” dedi, diğeri “ben distopik seviyorum” dedi, ben de çayımı karıştırırken içimden “ben bazen kitabın kapağını açıp 20 sayfa sonra bırakıyorum, bu da bir tür tür mü acaba?” diye düşündüm.
İşte tam orada şu soru düştü ortaya: Ne tür okuma kitapları var?
Herkes bir anda uzman kesildi ama işin garibi kimse tam net konuşmuyordu. Ben de sonra eve dönünce düşündüm: Bu konu aslında sandığımızdan daha geniş. Hatta biraz da insanın ruh haliyle ilgili.
Ne tür okuma kitapları var? sorusuna İzmir usulü giriş
Kitap türleri meselesi aslında katalog gibi görünse de, günlük hayatta bambaşka çalışıyor. Çünkü insan bir kitabı “türüne göre” değil, çoğu zaman “ruh haline göre” seçiyor.
Mesela ben geçen hafta:
Pazartesi: “Hayatımı düzene sokuyorum” → kişisel gelişim kitabı
Salı: “Dün niye böyle düşündüm ben ya?” → felsefe kitabı
Çarşamba: “Kimse beni anlamıyor” → varoluşsal roman
Perşembe: “Tamam bırakıyorum her şeyi” → polisiye
Cuma günü ise hiçbir şey okuyamadım çünkü tost sırası vardı.
Yani Ne tür okuma kitapları var? sorusu aslında sadece bir sınıflandırma değil, bir “insan ruh hali haritası”.
Romanlar: Gerçek hayattan kaçışın en estetik yolu
Romanlar, kitap dünyasının Netflix’i gibi. Her şey var: dram, aşk, aksiyon, hatta bazen “bu yazar bunu neden yazmış?” hissi bile.
Bir arkadaşım geçen gün dedi ki:
“Abi ben romanda kendimi kaybediyorum.”
Ben de dedim ki:
“Keşke çamaşırda da kendimizi kaybetsek, makineye atınca otomatik katlansa.”
Romanlar genelde ikiye ayrılıyor:
Aşk romanları
“Ben bunu niye okudum?” romanları
Ama işin şakası bir yana, romanlar insanın empati kasını geliştiren en güçlü türlerden biri. Bir karakterin içine giriyorsun, sonra çıkarken biraz değişmiş oluyorsun. İzmir’de sahilde otururken bunu fark etmek daha kolay. Çünkü dalga sesiyle karakterin iç sesi karışıyor.
Felsefe kitapları: Beyni hafifçe “formatlama” deneyimi
Felsefe kitaplarına genelde şöyle başlanır:
“Bu sefer gerçekten anlayacağım.”
Sonra 12. sayfada:
“Ben kimim, bu cümle ne demek, yazar bana neden bunu yapıyor?”
Felsefe kitapları Ne tür okuma kitapları var? sorusunun en sabırlı kategorisi. Çünkü yavaş ilerlersin ama ilerledikçe kafanın içinde yeni yollar açılır.
Geçenlerde Konak’ta otururken bir arkadaşım Schopenhauer okuduğunu söyledi. Dedim:
“Abi Schopenhauer sabah okunmaz.”
“Ne zaman okunur?”
“En azından güneş batarken, biraz melankoliyle.”
Felsefe kitapları biraz böyle: doğru zaman + doğru ruh hali + biraz da cesaret istiyor.
Felsefe ve gündelik hayat çakışması
Bir gün minibüste giderken yanımda biri yüksek sesle telefonla konuşuyordu. Normalde sinir olurdum ama o gün felsefe kitabı okumuştum.
İç sesim şöyle dedi:
“Bu ses de varlığın bir parçası.”
Sonra hemen ikinci iç ses:
“Sus, sadece sinir oldun işte.”
Felsefe böyle bir şey: seni iki kişilik yapıyor.
Kişisel gelişim kitapları: Motivasyonun 3 gün sürdüğü evren
Kişisel gelişim kitapları benim için ayrı bir evren. Kitabı okurken:
1. gün: “Hayatımı değiştiriyorum!”
2. gün: “Erken kalkacağım!”
3. gün: “Alarmı kapatıp uyudum.”
Ama yine de bu tür kitapların bir etkisi var. En azından insana bir “başlama illüzyonu” veriyor.
Bir keresinde Alsancak’ta bir kitapçıda çalışanın söylediği cümle hâlâ aklımda:
“En çok satılan kitaplar değişim vaat edenler ama en az değişim yaratanlar da onlar.”
Biraz acı ama doğru.
Ne tür okuma kitapları var? sorusuna bakarsak, kişisel gelişim kitapları en “umut satan” kategori olabilir.
Polisiye ve gerilim: Uykusuz gecelerin sponsorları
Polisiye kitaplar var ya… Onlar direkt insanın uyku düzenini hedef alıyor.
“Bir bölüm daha okuyayım” diyorsun.
Saat 03:20.
Kitap bitmiş.
Hayat bitmemiş ama sen biraz bitmişsin.
İzmir yaz gecelerinde balkon kapısını açıp polisiye okumak ayrı bir deneyim. Dışarıdan esen rüzgar, içerideki cinayet kurgusuyla birleşince insan hafif paranoyak oluyor.
Bir arkadaşım demişti:
“Abi ben polisiye okuyunca evdeki seslere anlam yüklemeye başlıyorum.”
Dedim:
“Hoş geldin kulübe.”
Tarih kitapları: Geçmişin ağırlığını taşımak
Tarih kitapları, Ne tür okuma kitapları var? sorusunun en ciddi üyeleri.
Okurken bir anda şunu fark ediyorsun:
“Biz aslında çok şey yaşamışız.”
İzmir gibi şehirlerde bu daha da hissediliyor. Kemeraltı’nda yürürken bir yandan turistler, bir yandan yerel esnaf, bir yandan tarih… Hepsi üst üste.
Tarih kitapları okurken bazen durup şunu düşünüyorum:
“Ben bu kadar bilgiyi nereye koyacağım?”
Cevap: hiçbir yere. Zaten kalıyor.
Bilim ve popüler bilim: Evrenin içinde kaybolmak
Popüler bilim kitapları, “ben bu işi merak ettim ama matematik istemiyorum” diyenlerin sığınağı.
Kuantum, evren, kara delikler…
Okurken:
“Ne kadar havalı!”
5 dakika sonra:
“Ben ne okuyorum?”
Ama yine de güzel bir kategori. Çünkü insana evrende ne kadar küçük olduğunu hatırlatırken aynı zamanda merak duygusunu diri tutuyor.
Bir gün Karşıyaka vapurunda biri yanımda popüler bilim kitabı okuyordu. Dayanamadım sordum:
“Anlıyor musunuz?”
“Bazen.”
Bu cevap aslında tüm türü özetliyor.
Ne tür okuma kitapları var? ve benim dağınık okuma alışkanlığım
Benim kitap okuma düzenim biraz kaotik.
Bir kitabı bitirmeden üç kitap daha başlatabilirim. Hatta bazen aynı kitabı üç kez “yeniden başlıyorum” diye açarım.
Arkadaşlarım bu duruma alıştı artık:
“Abi bu kitap ne oldu?”
“Duruyor.”
“Nerede?”
“Hayatla birlikte beklemede.”
Ama işin garip tarafı, bu da bir tür okuma biçimi. Çünkü her kitap farklı bir zamanda farklı bir şey söylüyor.
Kitap türleri arasında kaybolmak
Bazen düşünüyorum: Acaba Ne tür okuma kitapları var? sorusunun en doğru cevabı “hepsi ve hiçbiri” mi?
Çünkü insan sabit değil.
Bugün roman, yarın felsefe, ertesi gün boş duvar.
İzmir’de gün batımını izlerken bunu daha net anlıyorum. Gökyüzü her gün aynı ama her gün başka hissettiriyor.
Kitaplar da öyle.
Küçük sahne: kitapçıda geçen 5 dakika
Geçen gün Bornova’da bir kitapçıya girdim. İçeride genç bir çocuk vardı, elinde iki kitap:
“Abi hangisini alayım?”
Satıcı:
“Ne hissediyorsun?”
Çocuk:
“Kararsızlık.”
Satıcı:
“O zaman ikisini de alma.”
Ben kenarda güldüm. Çünkü bazen en doğru kitap seçimi, hiçbir şey seçmemek olabiliyor.
Okuma alışkanlığı: kusursuz değil, gerçek
Kitap okumak sosyal medyada görüldüğü gibi “her sabah 50 sayfa rutin” değil.
Bazen metroda 3 sayfa, bazen yatakta 1 paragraf, bazen de sadece kitabı açıp kapağına bakmak.
Ama hepsi bir şekilde birikir.
Ne tür okuma kitapları var? sorusunun en samimi cevabı belki de şu: İnsan neye ihtiyaç duyuyorsa o tür vardır.
Son düşünce değil, sadece bir ara düşünce
İzmir akşamları bazen çok sessiz oluyor. O sessizlikte kitapların türleri değil, insanın kendisi konuşmaya başlıyor.
Ve o an şunu fark ediyorum:
Bir kitabı seçmek, aslında kendini seçmek gibi bir şey.
Bugün roman, yarın felsefe, öbür gün hiçbir şey…
Hepsi aynı kişiye çıkıyor.
“Ne tür okuma kitapları var” konusunu beğendiyseniz Jardineden sayfamızdaki diğer makalelerimize de göz atmanızı öneririz.