Herkese merhaba! Bu yazımızda “Folkart kime aittir” hakkında bilinmesi gereken önemli noktaları ele alıyoruz.
Folkart Kime Aittir?
Kayseri’de, soğuk bir kış akşamıydı. Dışarıda kar yağıyor, evin içi sıcacık, odamda ise tek başıma oturup düşüncelerimi toparlamaya çalışıyordum. Saat tam 23:45’i gösteriyordu. Odaya yalnızca masa lambamın sarı ışığı vuruyordu ve ben, birçoğumuz gibi hayatımın bazı sorularını ararken, içimde biriken belirsiz bir huzursuzlukla gözlerimi tavana çevirmiştim.
Sonsuz düşünceler arasında kaybolurken, aniden Folkart’ın kimlere ait olduğu sorusu aklıma düştü. Bu soru, birdenbire önümdeki masada açılan eski bir defter gibi karşımdaydı. Aslında bu, sadece bir isimden ibaret değildi. Folkart, hem bir marka hem de derin anlamlar taşıyan bir kavram haline gelmişti. Kayseri’de yaşarken, Folkart’a dair duyduğum tüm hisler bir araya geldiğinde içimi bir hayal kırıklığı kapladı. “Folkart kime ait?” diye sordum kendime, ve cevabını bilmediğimi fark ettim. Peki, neydi bu marka ve onu sahiplenen insanlar?
İçimdeki Huzursuzluk
Küçüklüğümden beri şehir hayatı üzerine çok düşündüm. Kayseri’de, bir mahalle köşesindeki apartmanlardan her sabah işe giderken, binaların devasa duvarlarını izlerdim. Folkart’a dair bir şeyler hissettiğimde, içimdeki huzursuzluğu da hissetmeye başlamıştım. Folkart, belki de Kayseri’nin gökdelenlerinden biri, en prestijli markalarından biri… Ama kime aitti? O kadar büyük ve derin bir şeydi ki, hep içinde kaybolmak istemiştim. Çalışkan insanların parayı kazanabilmek için uğraştığı, hayallerinin peşinden koştuğu ama o hayalleri görmeden gitmek zorunda kaldığı bir yerdi. Bir parça neşeyi ve hırsı içinde barındıran, fakat aynı zamanda bir yandan da kaybolmuş, adeta kimliksiz bir yer.
Bir gün, kaybolmuş hissettiğimi fark ettiğimde, bir an durdum ve düşündüm: Folkart’a ait olan, bir binadan fazlası olabilir mi? Sadece beton yığınlarından mı ibaretti? Evet, belki de Folkart, en çok duygusal anlamlar taşırdı.
Bir Gün Sokakta
O gün kaybolmuş hissettiğim an, Folkart’ın temellerinin izlerini sokakta yürürken buldum. Bir dükkânın camına takılmış reklam panolarına göz attım. O sokak, benim için farklıydı; eski bir sokak, ama bir o kadar modernleşmişti. Bir tarafta yeni projeler, öte tarafta ise hala eski dükkanlar… Kayseri’nin tarihini simgeleyen yapılarla, yeni yapılmış devasa binaların yan yana olduğu o dar sokakta yürürken, içimde bir şey kıpırdamaya başladı.
Bir yanda, şehirde her şeyin çok hızlı değiştiğini fark ettim. Ama değişimle birlikte kaybolan bir şeyler vardı. Folkart, o hızlı değişimin, belki de bu şehrin asla anlam veremediğim modernleşmesinin simgesi gibiydi. Koca koca binalar, göğe yükselirken, bir yandan da içim cılızlaşan umutlarımı sorguluyordu.
Folkart’a dair duygularım birbiriyle çelişiyor gibiydi. Yeni, parlak bir yüzle modernize olmuş ama köklerinden kopmuş bir şehir görmek, beni hüsrana uğratıyordu. Binalar büyüdükçe, içimdeki her şey de küçülüyordu.
Bir Çocukla Karşılaşmak
Bir sabah, sokaklarda yürürken, bir çocuğa rastladım. Yaşını tahmin etmek zordu, ama yaşadığı çevreden belliydi. Gözlerinde ışıltılı bir umut vardı. O gün onu izlerken, gözlerim birkaç saniye için kayboldu. Belki de o çocuk, yeni inşa edilen Folkart binalarının arasında kaybolan umutların bir simgesiydi. Çocuk bana doğru baktı, gözlerinde bir parıltı vardı. Bu parıltı, sadece binanın değil, o çocuğun gözlerinde parlayan bir hayal kırıklığıydı.
Folkart’a dair hissettiklerim karmaşıklaşmıştı. İyi bir marka, tabii ki… Ama aslında gerçek sahipleri kimdi? Bu soruya, o çocuğun gözlerinde bir cevap buldum. O çocuk, aslında kaybolmuş olan, hayalleri gerçekleşmeyen bir neslin temsilcisiydi. Folkart, belki de sadece bir markadan çok daha fazlasını ifade ediyordu.
Hayal Kırıklığı ve Umut
Geçmişle geleceğin iç içe geçtiği o günlerde, bana hep aynı duyguyu veren bir şey vardı: Hayal kırıklığı. Folkart gibi projeler, aslında birer umut projeleri değildi. Gerçek sahipleri, belki de sadece o projeleri pazarlayanlar değildi. Onlar, yalnızca birer inşaat markasıydı. Ama asıl sahipleri kimdi? Belki de bizlerdi. Biz, bu şehri yaşatan, bu sokakları asıl sahiplenen insanlardık.
Folkart kime aittir sorusuna verilecek cevabın her geçen gün değiştiğini fark ettim. Belki de bu, Kayseri’deki halkın, her gün geçip gittiği binalarda kaybolan umutların bir izdüşümüydü. Bu sorunun cevabını bulmam, kaybolmuş bir umudu geriye getirmek gibiydi. Her gün, o küçük sokakta yürürken, bu sorunun cevabını daha da derinlemesine anlamaya başladım.
Sonuç
Bir gece sabaha karşı, uyandığımda, Folkart kime aittir sorusunun cevabını bulmuştum: O, hepimize aitti. Hem duygusal, hem de fiziksel olarak. Bu şehirde büyüyen, zamanla kaybolan ama hala burada yaşayan bizlere aitti. Folkart, her geçen gün gelişen, büyüyen bir şehirle birlikte varlık kazanan bir yapının simgesiydi. Ama asıl sahipleri, yalnızca bir projeyi satın alıp binaları inşa edenler değildi. O, bu sokakları, bu şehri, hayalleri ve umutları içinde barındıran bizlere aitti.
Belki de bu yüzden, Kayseri’de her adımımda Folkart’a dair hislerim değişiyordu. Beni bir yandan kaybolmuş hissettiren ama bir o kadar da umut veren bir şeydi. Bu hayal kırıklıkları ve umutlar arasında yürürken, en derin duygularımı anlamak hiç de kolay olmadı. Ama bir şekilde, o sokakta yürürken, Folkart kime aittir sorusunun cevabını içimde buldum: O, bizlere aitti.
Jardineden ekibi olarak “Folkart kime aittir” konusunu sizlerle paylaşmaktan mutluluk duyduk. Sağlıklı ve mutlu günler!