Bindik Bir Alamete Kim Yazdı?
Herkese merhaba! Bugün gerçekten derin bir soruyu ele alacağım: Bindik bir alamete kim yazdı? Şu meşhur deyimi ve hikâyesini bilmeyen yoktur herhalde. Ama bu soruyu bir düşünün, gerçekten kim yazdı? Bunu bir arkadaşımın evinde duyduğumda, o kadar kafama takıldı ki, yazıya dökmek şart oldu. Bazen sorular, insanın kafasında hıçkırık gibi yankılanır ve bir noktadan sonra tüm dünyayı sorgulamaya başlarsınız. Herkesin gülüp geçtiği ama aslında derin felsefi bir anlam taşıyan bu sözün arkasında kim var? Hadi bakalım, bu yazıda hem “Bindik bir alamete”yi hem de biraz hayatta olmak ne demek onu sorgulayacağız.
Bindik Bir Alamete: Ciddiyet mi, Komedi mi?
“Bindik bir alamete, gidelim kıyamete” diye başladığı andan itibaren, bu laf aslında biraz felsefi bir hal alıyor. Herkes bu söylemi, espriyle karışık bir şekilde kullanıyor, ama gelin görün ki, derinlere inince aslında biraz da “ne yapıyoruz biz?” sorusu çıkıyor karşımıza.
Geçenlerde bir kafede arkadaşlarla otururken, biri bu sözü söyledi ve ben içimden “Acaba bu söz gerçekten bir ikaz mı? Bize de böyle kıyamete doğru gidiyoruz, birilerinin uyarı yapması gerekmez mi?” diye düşündüm. O sırada arkadaşım Emre “Kardeşim, ciddiye alma, sadece bir şarkı sözü işte!” dedi. Ben de içimden “Evet, tamam, ama ne kadar eğlenceli bir şekilde gerçekle yüzleşiyoruz, değil mi?” dedim.
Gerçekten de, bu sözdeki ironi tam da burada başlıyor. Birçok insan “Bindik bir alamete, gidelim kıyamete” derken aslında bir yandan da hayatın gidişatını sorguluyor, ama o kadar alaycı bir şekilde yapıyorlar ki, kendini derin düşünen bir felsefeci gibi hissediyorum. Yani, bir yanda bizler esprili bir şekilde karamsarlık yaparken, bir diğer yanda gerçekten kıyamete doğru mu gidiyoruz?
Kim Yazdı Bu Sözleri?
Şimdi şunu soralım, peki bu meşhur “Bindik bir alamete”yi kim yazdı? İşin komik yanı şu: Bu sorunun cevabı aslında biliniyor, ama yine de biz sürekli “kim yazdı?” diye sorguluyoruz. Çünkü bu soru bana, hayatın ironik bir yanını hatırlatıyor.
Öncelikle şunu söylemek gerek: Bu söz, 19. yüzyılın ünlü şairlerinden Neşet Ertaş’a ait bir türküdür. Yani, düşündüğümüzde, “kıyamet”in yazıldığı yerin aslında bir türkü olduğunu kabul etmek gerekiyor. O kadar derin bir anlam taşıyan bir şeyin, sırf eğlencelik bir türkünün içinde bulunması, bana biraz gerçeklik ile hayal arasındaki o ince çizgiyi hatırlatıyor.
Bir de düşünün, şair bir şey yazmış ve biz yıllar sonra onu “ahhh, kıyamet geliyor” şeklinde kullanıyoruz. Ama o da bir yandan “benim derdim aslında biraz da hayatın karmaşası, belki biraz hüzün, belki biraz da umut” demek istemişti. Bir yanda şarkı söylüyoruz, bir yanda insanlık durumu. Hadi bunu bir kez daha düşünün.
“Bindik Bir Alamete” ve Hayatın Gerçekliği
Bir tarafta her şey gülüp geçiyor, diğer tarafta dünya dönüyor ve biz de bir şekilde o dünyada yerimizi almaya çalışıyoruz. Peki, hayat bu kadar kaotik ve belirsizse, biz neden “Bindik bir alamete”yi komik bir şekilde dilimize doluyoruz? Hayatın sıkıcılığını mizah ile aşma çabası mı bu? Belki de tam da bu yüzden, hayatı ciddiye almak ile esprili bir şekilde ele almak arasındaki o ince çizgiyi dengelemeye çalışıyoruz.
Geçen gün sosyal medyada bir arkadaşım, “Kıyamet bir türlü gelmedi, biz ne zaman gideceğiz?” yazmış. Altına yazdım: “Aha, bak, işte bunu demek istiyorum! Herkes hayatı o kadar ciddiye alıyor ki, kıyamet gelse bile ‘ama ben hazır değildim’ diyorlar.” İşte, insanın bu durumu düşünmesi çok garip; çünkü kıyamet dedikçe daha çok eğleniyoruz, hayatımızı sorgulamak yerine şarkı söylüyoruz.
Ya Ben? Bu Sözle İlgili Kendi İçimde Ne Konuştum?
Bazen düşünüyorum, “Bindik bir alamete, gidelim kıyamete” dedikçe hayatın bir anlamı kalıyor mu? Yoksa bu sadece “amaçsızca gidişat”ı simgeliyor mu? Her şeyde bir anlam ararken, aslında aradığımız şey hayatın basitliğine dair bir farkındalık mı?
Kendimle konuşuyorum: “Tamam, o kadar da abartma, bu sadece bir şarkı.” Ama iç sesim beni yakalıyor: “Ama gerçekten bir şeyler oluyor. Bir şeyler çok hızlı değişiyor ve biz bunları espriyle geçiyoruz.” O an başlıyorum gülmeye, çünkü fark ediyorum ki ben bu soruları kendime sormaktan, başkalarının söylediklerine katılmaktan ve hayatı sorgulamaktan vazgeçmişim. “Yok ya, başka bir iş bulmam gerek” diyerek konuyu değiştiriyorum. Bu da hayat işte!
Sonuç Olarak
“Bindik bir alamete, gidelim kıyamete” bu kadar eğlenceli ve alaycı bir şekilde hayatı sorgularken, belki de kıyamet, beklediğimizden çok daha farklı bir şey. Belki de en büyük kıyamet, hayatı ciddiye almamak, sorgulamamak. Ne diyeyim, hem eğlenmek hem de düşündürmek, herhalde bu yazının amacı bu olsa gerek.
Sonuçta, kim yazdı, kim söyledi, kim dinledi, bunlar ikinci planda. Asıl mesele, o “alamet”i kim görüyor ve ona nasıl tepki veriyor? Kıyamet mi geliyor, yoksa biz mi çok dramatize ediyoruz? Ben her iki tarafı da çok severim, çünkü her ikisi de hayatı daha güzel kılar. Şimdi bir de şu soruyu soralım: Bu şarkıyı söyleyenlerin hayatı bizden ne kadar farklıydı? Ah, yine kafam karıştı…