Sigmund Freud Felsefesi Nedir? Gelin Birlikte Keşfedelim
Bugün, kafamızda beliren bir soruyla başlıyoruz: Sigmund Freud felsefesi nedir? Hadi, burası İzmir, burada herkes rahat; o yüzden bir parça rahatlık, bir parça da derinlik arayacağız. Freud’u düşününce akla gelen şeylerin başında, “biliçaltı” ve “psikanaliz” geliyor. Ama ben, Freud’u anlamaya çalışırken, bazen kafamda şöyle bir diyalog çalıyor:
Ben (iç ses): “Yani, Freud diyor ki, içimizde bir yerlerde bastırılmış duygular var, tamam da, ben her gün İzmir’de sokaklarda gezip, insanları ‘iyi ki bu kadar çok tost var’ diye düşünüyorum. Bu, bastırılmış bir arzu mu?”
İçimdeki Freud: “Hayır, dostum. Asıl bastırılan şeyler, sana tostları bu kadar çok sevdiren derin, bilinçaltı travmalardır.”
Evet, Freud işte böyle kafa karıştırıcı ama bir o kadar ilginç bir adam. Hadi gelin, Sigmund Freud felsefesi nedir, ne değildir, birlikte keşfedelim!
Freud’un Temel Felsefesi: Biliçaltı ve Olan Biteni Anlamak
Freud’a göre, insanların çoğu davranışını bilinçli düşüncelerle değil, bilinçaltındaki gizli duygular ve arzularla yönlendiriyor. Şimdi düşünsenize, sabah işe gitmek için hazırlanırken birden ağzınızdan “Vay, bugün dondurma yemeliyim” diye bir şey çıkıyor. Dondurma? Neden? Çünkü bilinçaltınız sabah kahvaltısında bir şey eksik hissediyor olabilir! Hani bazen bir arkadaşınızın “Kardeşim, neden bu kadar sinirli oldun?” diye sormasına sebep olan durumlar vardır ya, işte Freud diyor ki, bunlar aslında bilinçaltındaki bastırılmış arzuların veya travmaların dışa vurumu.
Ama Freud’un felsefesi çok derin. O kadar ki, iç sesim bile bazen şöyle diyor:
İçimdeki Freud: “Her şeyin bir nedeni var, ama senin dondurma yemeni açıklamak o kadar kolay olmayacak.”
Ben (gülerek): “Yok ya, bu sadece sabah uykusuzluktan kaynaklanıyordur. Freud’ca açıklama yapmaya kalkma.”
Freud’un bu gözlemi, insanın zihnindeki karmaşıklığı anlamaya çalışmak için bir temel oluşturuyor. Ama tabii, bu işin çok daha derin boyutları var.
Üçlü Yapı: Süper Ego, Ego ve İd
Beni Freud’a biraz daha yaklaştıran, onun insan psikolojisini üç ana bileşene ayırmasıydı: Süper Ego, Ego ve İd. Hadi biraz açalım, çünkü bu, ciddi anlamda kafayı karıştıran bir konu. Özellikle de bu teoriyi bir arkadaşınızla tartışırken.
Süper Ego: Bu, aslında bizim toplum tarafından şekillendirilmiş vicdanımız. Yani, o içimizdeki “Yapma, bunu yapma” sesi. Mesela, gece 2’de bir pizza söyleme düşüncesi aklınıza gelince, Süper Ego hemen devreye girer ve der ki: “Yavaş ol, ne yapıyorsun? O kadar pizza yeme!” Ama siz, Süper Ego’ya inat, telefonunuzu açıp “1 büyük pizza” diyorsunuz. Freud, işte bunu anlatıyor: Süper Ego, bizi toplumun normlarına uygun bir şekilde tutmaya çalışırken, İd ise, yani bilinçaltı, isteklerimizi ve arzularımızı tatmin etmeye çalışıyor. Ve sonuçta, o pizza gece saat 2’de geliyor.
İd: Bu, Freud’un en sevdikleri arasında olmalı, çünkü İd, bizim primal (ilkel) dürtülerimizi temsil ediyor. Yani, vücudumuzun sadece “ihtiyaç” değil, “istek” duyduğu şeyleri temsil ediyor. İd, sokakta yürürken birden karşılaştığınız bir dondurma arabasına yönelmenize sebep olabilir.
Ego: Ego, işin biraz denge kurma kısmı. O, Süper Ego ile İd arasındaki savaşta uzlaşma yapmaya çalışan taraf. Ego, hayatta kalmamız için mantıklı seçimler yapmamıza yardımcı olur. Yani, ego pizza siparişinizi verirken, Süper Ego’yu “Bu gece biraz fazla kaçmış olabiliriz, ama haftada bir de olsa idare eder” diyerek ikna edebilir.
İçimdeki Freud: “Bak, bunu bile bir denge haline getirebiliyorsun. Ama içindeki İd’i de unutma!”
Ben: “Ama Freud, ben sadece dondurma yedim, çok mu derinleşeceğiz şimdi?”
İşte Freud, insan psikolojisini böyle karmaşık ama bir o kadar da ilginç bir şekilde açıklıyor. Süper Ego’nun sizi denetlemesi, Ego’nun sizi yönlendirmesi ve İd’in sürekli istediği şeyi elde etmeye çalışması.
Bir Freud Sohbeti: Eğlenceli ve Kafa Karıştırıcı
Bazen kafamda şunu düşünüyorum: “Bir gün Freud’la karşılaşsam, ne konuşurdum?” Ve sanırım konuşacağım ilk şey şu olurdu:
Ben: “Sigmund, gerçekten bir insan sabahları neden dondurma yemek ister?”
Sigmund Freud: “Dondurma, duygusal bir ihtiyaçtır. Bunu, bilinçaltındaki geçmiş travmaların bir dışavurumu olarak düşünebilirsin.”
Ben: “Ama ben bugün sadece uykusuzdum.”
Sigmund Freud: “Evet, ama uykusuzluk da bir içsel çatışmanın belirtisi olabilir. Gelişmiş insan beyninde, uykusuzluk ve tatlı krizleri birbirine paralel bir şekilde gelişir.”
Ben (gülerek): “Vay, Freud, her şeyin altında bir travma var demek!”
Sigmund Freud: “İçsel çatışmalar, evet, her şeyin kökenidir.”
İşte Freud, her şeyin arkasında bir anlam arayan bir adam. O yüzden belki de günümüzün popüler psikolojisinde sürekli “bastırılmış duygular” ve “bilinçaltı” gibi kavramlar var.
Sonuç: Freud’un Felsefesi ve Günlük Hayat
Sonuç olarak, Sigmund Freud felsefesi, hem derin hem de kafa karıştırıcı. Freud’a göre insan, bastırılmış istekleri ve dürtüleriyle sürekli bir içsel çatışma halinde. Ama bu çatışmalar, bizim aslında kim olduğumuzu anlamamıza yardımcı olabilir. Belki de sabah kahvaltısında neden tost yerine dondurma istediğimizi de Freud açıklayabilir. Kim bilir?
Freud’un bu içsel çatışmaları ve bilinçaltını çözümleme şekli, hayatımıza çok daha derin bir bakış açısı kazandırıyor. Ama aynı zamanda, “Her şeyi bu kadar ciddiye almanın da bir sınırı var” diyerek kendi kendimize gülebiliriz. Hani bir Freud varsa, bir de biz varız, değil mi?