Ses Duyan Şizofreni Mıdır? Toplumsal Cinsiyet, Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Açısından Bir İnceleme
İstanbul’un karmaşasında yürürken, her gün birçok insanı gözlemliyorum. Sokaklarda, toplu taşımada, ofiste karşımıza çıkan farklı hayatlar, farklı bakış açıları… Bir gün, Taksim’de yürürken, yanımda yürüyen kadının kulağında kulaklık olduğunu fark ettim. Ama bir şey vardı, başını sallarken kendi kendine konuşuyordu. Sadece sesler duyuyor gibi değildi; o sesi duyduğu kadar, dünyaya da kendi tepkilerini veriyordu. Ne oluyor diye düşündüm. Şizofreni nedir? Ses duyan birinin durumu gerçekten sadece bir psikolojik bozukluk mudur? Yoksa bu kişi, toplumsal olarak dışlanmış, görünmeyen bir grubun parçası mı? Bu yazı, ses duyan kişilerin toplumda nasıl algılandığını, toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet bakış açısıyla ele alacak.
Ses Duyma ve Şizofreni: Toplumsal Bir Etiket
Şizofreni, halk arasında genellikle ‘akıl hastalığı’ olarak bilinse de, aslında çok daha karmaşık ve bireysel bir durumdur. Toplumda, ses duyan birinin şizofreni olduğu düşünülse de, bu her zaman doğru değildir. Ses duymak, psikolojik bir semptom olabilir, fakat şizofreniyi tanımlayan tek şey bu değil. Peki, ses duyan birini görüp ‘o şizofreni’ demek ne kadar doğru? Burada, toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet açısından bir yanılgı olduğunu görebiliriz.
Özellikle kadınlar, toplumda ses duyduklarında ya da halüsinasyonlar yaşadıklarında sıklıkla daha fazla dışlanabiliyor. Bunun arkasında, toplumsal normların ve cinsiyetçi bakış açıların etkisi var. Kadınların duygusal veya psikolojik tepkileri genellikle daha ‘hastalık’ olarak etiketleniyor. Oysa erkekler de benzer durumlarla karşılaşabiliyor fakat onların yaşadığı bu durum daha az görülüyor ya da daha geç fark ediliyor. Kadınlar, ruhsal rahatsızlıklarla daha fazla ilişkilendiriliyor ve bu da onların toplumsal olarak daha fazla izolasyona uğramalarına sebep oluyor. İşte bu noktada, şizofreni ya da ses duyma gibi durumlardan kaynaklanan sosyal etiketlerin toplumsal cinsiyetle bağlantılı olduğu bir gerçeği gözler önüne seriyor.
Çeşitlilik ve Ses Duyan İnsanlar
İstanbul’da bir sabah, metrobüste yanımda oturan yaşlı bir adamın kendi kendine mırıldandığını duydum. Etrafındaki insanlar ya görmezden geliyor ya da kısa bir bakış atıp hemen başlarını çeviriyorlardı. Oysa, bu kişinin yaşadığı sesler, dışarıdan basit bir ‘delilik’ olarak algılanabilirken, belki de onun bir tür farklı düşünme biçimi olduğunu anlamadık. Farklılık, genellikle toplumda bir sapma olarak kabul edilir, oysa çeşitlilik, insanları birbirinden ayıran değil, birleştiren bir olgu olmalıdır.
Birçok kişi, ses duyanların genellikle şizofreni gibi hastalıklarla ilişkilendirildiğini düşünüyor. Ancak, farklı kültürlerde ve topluluklarda, ses duymanın başka anlamları da olabilir. Örneğin, bazı yerlerde mistik ya da spiritüel bir deneyim olarak kabul edilebilir. Türkiye’de de, Anadolu’nun köylerinde, insanların bir tür sezgisel algı geliştirdiğine dair anlatılar vardır. Bu tür farklı deneyimlerin, toplumsal çeşitliliği anlamadaki zorluklardan dolayı sıklıkla dışlanması, yanlış anlamalara yol açmaktadır.
Sosyal Adalet ve Ses Duyan İnsanların Hakları
Sosyal adalet perspektifinden bakıldığında, ses duyan kişilerin toplumda daha fazla desteklenmesi ve anlaşılması gerektiği açık. Bu insanlar sadece ruhsal değil, aynı zamanda toplumsal zorluklarla da mücadele ediyorlar. Onlar, genellikle dışlanmış gruplara dahil oluyor ve bunun yanı sıra sağlık hizmetlerine ulaşmada, eğitimde ve iş hayatında ciddi engellerle karşılaşıyorlar. Toplumda, ses duyan insanlara yönelik daha hoşgörülü bir tutum benimsenmesi gerektiği bir gerçek. Özellikle devlet ve yerel yönetimlerin, bu kişilerin yaşadığı zorlukları anlaması ve toplumsal kabulü teşvik etmesi önemlidir.
Bir sivil toplum kuruluşunda çalışırken, şizofreni gibi rahatsızlıkları olan bireylerle ilgili birçok vaka ile karşılaştım. Bazen, iş yerinde veya sokakta gördüğümüz kişilerin yaşadığı durumları anlamadığımız için, kolayca onları bir etiketle damgalıyoruz. Halbuki, şizofreni veya ses duyma gibi rahatsızlıklar, insanlar üzerinde derin etkiler yaratırken, toplumda bu kişiler için yapılacak doğru düzenlemeler ve anlayışla, çok daha kolay bir yaşam sürdürülebilir. Düşünsenize, ses duyan birinin yaşadığı bu durumun, aslında onun bir kişilik sorunu değil, sistemin ve toplumun eksikliklerinden kaynaklanan bir yansıma olduğunun farkına varmak ne kadar önemli.
Sonuç: Toplumsal Cinsiyet, Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Işığında Bir Değerlendirme
Sonuç olarak, ses duyan birinin şizofreni olup olmadığı, sadece tıbbi bir durumun ötesinde, toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet anlayışıyla da şekillenen bir mesele. Ses duyan birini yalnızca bir psikolojik rahatsızlıkla tanımlamak, ona dair daha geniş bir anlayışa sahip olmayı engelliyor. Her bireyin yaşadığı deneyim, toplumsal koşullar, cinsiyet rolleri ve kültürel farklılıklarla şekilleniyor. Bizim yapmamız gereken, bu tür etiketlemelerden kaçınarak, farklılıkları kabul etmek, çeşitliliği kutlamak ve sosyal adalet için doğru adımlar atmak. Toplumda bu tür kişilere, insanlık onurunu ve eşit hakları sağlayacak bir yaklaşım geliştirmek, bu alandaki en önemli adım olacaktır.